Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı sonunda İtilaf Devletleri ile mütareke imzalayarak teslim olmuştu. Türk milleti ise işgaller karşısında topyekûn bir mücadele içine girdi. Kadın-erkek, yaşlı-genç, sivil-asker demeden herkes bu mücadeleye omuz verdi. Milli Mücadele’de kimi kurtuluş gününü gördü kimi de vatan toprağına şehit düştü. Gördesli Makbule Hanım ile Ustrumcalı Halil Efe, kurtuluşu göremeyip şehit düşenlerden… Onların öyküsü bir fedakârlık örneği, vatan uğruna kendinden ve yârinden geçebilme ülküsüdür.
Makbule, Gördes’in köklü ve varlıklı ailelerinden Ağustolar (Ali Ustalar) sülalesindendir. Kendisi küçük yaşta ata binmeyi, atıcılığı öğrenmiş ve akranları arasında liderlik vasıflarıyla öne çıkmıştır. Gözü kara, genç bir kızdır. Halil Efe ise yüzbinlerce Türk gibi Rumeli’den Anadolu’ya göç etmiş bir Evlad-ı Fatihan’dır. Manisa’ya yerleştikten sonra Pehlivan Ağa ile tanıştı ardından Çerkez Ethem kuvvetlerine katılarak Yunanlar ile savaştı. Halil Efe’nin o günlerde büyük yararlılıkları görüldü, Çerkez Ethem’in Yunanlar’a sığındığı ana kadar onun emrinde savaştı ve üstelik kardeşini şehit verdi. Daha sonra Çerkez Ethem ile yollarını ayırıp Demirci Kaymakamı İbrahim Ethem Bey’in örgütlediği Demirci Akıncıları’na katıldı.
Demirci Akıncıları, Manisa-Balıkesir-Kütahya havalisinde Yunan ordusu ve eşkıyalar ile mücadele etmiş milis kuvvetlerin adıdır. Bu teşkilat, işgal dâhilinde kalıp Yunanlar’ı oyalamış, cephedeki Türk ordusunun elini rahatlatmıştır. Halil Efe, bu Akıncı teşkilatında müfreze kumandanlığı yapmıştır. İbrahim Ethem Bey, Halil Efe’yi “Çarıklı Erkânıharp” diye tarif etmişti.
Makbule ile Halil Efe’nin yolları Gördes’te bir düğünde kesişmişti. Makbule’nin ailesi ilk başta bu işe karşı çıksa da araya hatırlı kimselerin girmesiyle Makbule ile Halil Efe evlendi. O günlerde Gördes, Yunan işgalinden dolayı tahliye edilince düğünleri Demirci’de olmuştu. Evliliklerinin ikinci ayında Makbule, kocasının Demirci Akıncıları ile birlikte dağ-çete hayatına gideceğini öğrenmiş ve gizlice onun peşinden gitmiştir. Halil Efe, bu hayatın bir kadın için uygun olmadığını anlatsa da Makbule’yi bir türlü ikna edememiştir. Böylece ikisi birlikte bazen piyade bazen süvari olarak Akıncılar ile birlikte yaşamaya başlamıştır.
Vatana olan sevdalarını kendi sevdalarının önüne koyan bu iki Kuva-yı Milliyeci, yaz kış demeden mücadele etti. Çatışmaya da girdiler, pusuya da düştüler. Yaklaşık sekiz ay süren bu çetecilik hayatı, zaman zaman Akıncı liderleri arasında tartışmaya sebep oldu. Makbule’nin müfrezelerden ayrılmak istememesi üzerine Pehlivan Ağa ile Halil Efe arasında gerginlik yaşandı. Pehlivan Ağa, dağ hayatında aileleri ayak bağı olarak görmüştür, Makbule ise inadından vazgeçmemiştir. Günlerden bir gün Halil Efe, İbrahim Ethem Bey ile görüşüp Makbule’nin durumundan bahsederek çaresiz kaldığını söyledi. Kaymakam Bey ise “Sonuna kadar bizimle gezsin. Herhalde usanır ve bir yerde kalır.” diyerek Makbule’nin onlarla birlikte dağ hayatına devam etmesine onay verdi.
Aylarca dağlarda gezen, düşmanla çatışmalara giren Makbule, 17 Mart 1922 günü Akhisar-Sındırgı sınırındaki Kocayayla’da düşman baskınıyla şehit oldu. Bu baskın Akıncılar arasında paniğe sebep olmuş, Makbule uzaktan atılan bir kurşunla başından vurulmuştur. Ömrünün baharında, 20 yaşında şehit düşen Makbule hakkında İbrahim Ethem Bey’in değerlendirmeleri şöyledir: “…Makbule Hanım gençliği ile beraber cesur ve çevik idi. 1921 senesinde Halil Efe ile Demirci’de evlenmiş ve iki ay sonra dağlara çıkılmış olduğundan bizimle beraber mütemadiyen dağlarda gezmiş ve hiçbir zaman eşinden ayrılmamıştı. Kendisi siyah pantolon, ceket ve uzun bir manto giyer, ayağında daima çizme ve başında da siyah başlık bulunur. Yüzü daima örtülü olup sadece gözleri meydandadır. Kısa bir Japon filintası taşır ve düşmandan elde edilmiş güzel bir doru ata biner ve daima müfrezelerin arkasında artçı olarak kalırdı. Akıncılar’ın çoğundan iyi ata biner, tehlike anında en önce silahı eline almış görülürdü. Birkaç çatışmaya girdiği gibi iki defa kocasıyla beraber pusuya düşmüş ve hiçbir zaman metanetini kaybetmemiştir. Hatta telaş göstermeden bazı acemi erlere güldüğünü görmüştüm…”
Makbule şehit olduğu gün Kocayayla’da defnedilmişti. Düşmanın zarar verme ihtimaline karşı defin yeri gizli tutulmuştur. Makbule’nin şehadeti bütün silah arkadaşlarını derinden etkilemiş, hepsini ağlatmıştı. Baskın sırasında vazifede olan Halil Efe ise eşinin şehadetinden sonra intikam dışında bir şey düşünmedi.
1922 yılının ilkbaharında Türk ordusu henüz taarruz hazırlıklarını tamamlamamıştı. O günlerde Akıncı müfrezeleri ise işgal dâhilinde mücadeleye devam etmektedir. Halil Efe’nin aklında Makbule’nin intikamı dışında bir şey yoktur. 17 Mayıs 1922 günü Akıncı müfrezeleri ile Yunan ordusu arasında Selendi Muharebesi yaşandı. İşte o gün, Makbule’nin şehadetinden tam iki ay sonra, Halil Efe şehit düştü. Saatlerce süren bu muharebede Yunanlar ağır bir yenilgiye uğratılmıştır. Halil Efe’nin şehadeti müfrezeleri olumsuz etkilemiş ve düşmanın bozguna uğramasından yeterince yararlanılamamıştır. Efe’nin cenazesi sekiz saat taşındıktan sonra Demirci arazisi içindeki Yağcı Dağı’nda defnedilmiştir. Defin yeri düşman tehlikesine karşı gizli tutulmuştur. Bu kayıp Akıncıları derinden sarsmıştı. Çünkü Halil Efe müfrezeler içinde lider vasfıyla, cesur ve fedakâr tavırlarıyla öne çıkan bir isimdi.
Kaymakam İbrahim Ethem Bey’in hatıralarında Halil Efe’ye ilişkin yazdıkları şöyledir: “Halil Efe, Ustrumcalı olup genç ve öfkeli idi. Gediz harbinde şehit olan Necip’in biraderidir. Kuva-yı Seyyare zamanındaki ahlak ve ruhi durumunu bilmiyorum. Dâhilde kaldığı sürede mertçe harp etmiş ve hiçbir zaman düşmana teslim olmak gibi bir şey hatırına getirmemiştir. Ne zaman teklif ettimse derhal düşmana silah atmayı kabul ettiğinden kendisine Çarıklı Erkânıharp adını vermiştim ve bu hakkı idi. Erlerine karşı şiddetli davranır, ufak bir namussuzluktan dolayı arkadaşlarına silah çekmekten çekinmezdi. Cesarette ve düşmanı mağlup edecek yolları bulmakta müfreze kumandanları arasında birinci idi. Yalnız biraz cimri huyu ve servete meyli vardı. Fakat Makbule’nin şehadetinden sonra bunlardan vazgeçtiğini ve intikamdan başka bir şey düşünmediğini söylüyordu. Şehadetini evvelce keşfetmiş olduğunu bir hafta önceden bana söyledi, dedi ki geçende rüyamda çift sürüyordum. Tarla nadas idi. Önceden de böyle bir rüya gördüm. Biraderim Necip şehit oldu. Bu defa da üçümüzden birini kaybedeceğiz. Ve hiçbir zaman Selendi Muharebesi’ne gitmeyi istemedi. Bir hafta önce söylediği bu sözün hemen gerçekleşmesi hayrete değer değil mi? Ne tesadüf değil mi? 17 Mart’ta eşi Makbule Hanım şehit olduğu halde 17 Mayıs’ta da kendisi rütbe-i şehadete erişiyordu.”
Makbule ile Halil Efe evlendikten sonra köşesine çekilmeyip efeliğin ruhuna uygun bir şekilde mücadele etmişti. Onlar, kurtuluş gününü göremeden iki ay arayla şehit oldu. Vatan uğruna kendilerinden ve sevdalarından vazgeçebilme erdemini gösterdiler. Mezar yerleri işgal şartlarında gizli tutulmuş olup yıllar sonra yapılan araştırmalar neticesinde tespit edildi. Makbule’nin mezarı Balıkesir’in Sındırgı ilçesinin Eğridere Köyü’nde yer alırken Halil Efe’nin mezarı ise Manisa’nın Selendi ilçesindeki Yağcı Dağı’ndadır. Bu iki kahraman, çok sevdikleri vatanlarının farklı köşelerinde yatmaktadır.
Makbule ile Halil Efe vatan, millet, bayrak, ezan, namus uğruna genç yaşta kendilerinden hatta birbirlerinden vazgeçebilmiş, en ağır bedeli canlarıyla ödemiştir. Onlar başta olmak üzere kurtuluşun tüm kahramanlarını saygı ve rahmetle anıyorum.
Enes HANÇER
Sosyal Bilgiler Öğretmeni / Bilim Uzmanı

(Görsel kaynakçası:https://www.gordes.bel.tr/icerik/sehit-makbule-hanim, erişim tarihi: 30.07.2024)

(Görsel kaynakçası:https://www.salihlimanset.com/kose-usturumcali-halil-efeyi-tum-dunyaya-tanitmaya-devam-ediyor-2809-haberi, erişim tarihi: 30.07.2024)





