Millî Eğitim Bakanlığının 19 Ağustos 2026 tarihli ve 2026/70 sayılı “2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılına İlişkin İş ve İşlemler” Genelgesi’nin 1. maddesine ilişkin değerlendirmelerimizi kamuoyuyla paylaşıyoruz.
Genelgede yer alan “millî duruş” kavramının hukuki sınırlarının açık biçimde ortaya konulması gerektiğini düşünüyor, eğitim politikalarının belirsiz ve yoruma açık kavramlarla değil, açık, objektif ve denetlenebilir hukuk kuralları çerçevesinde yürütülmesini istiyoruz.
Millî Eğitim Bakanlığının söz konusu Genelgesinin 1. maddesinde, 11 Ağustos 2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen ve 18 Ağustos 2026 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan 7595 sayılı Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanuna atıf yapılmakta; bu kanunla ortaya konulan “millî duruş”, Millî Eğitim Bakanlığının “tavizsiz en temel önceliklerinden biri” ve eğitim-öğretim süreçlerinin “ana hedeflerinden biri” olarak ifade edilmektedir.
Bizim itirazımız millî birlik ve toplumsal bütünleşme fikrine değildir. Bizim itirazımız bir eğitim genelgesinde kullanılan kavramların hukuki sınırlarının belirsiz bırakılmasına ve eğitim politikalarının açık hukuk normlarının ötesine taşınabilecek şekilde yorumlanmasına yöneliktir.
EĞİTİM SİYASİ DEĞİL, HUKUKİ BİR ZEMİNDE YÜRÜTÜLMELİDİR
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin eğitim politikalarının temel çerçevesi bellidir. 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu, Türk millî eğitiminin genel amaçlarını ve temel ilkelerini ortaya koymuştur.
Bu nedenle eğitim sisteminde uygulanacak temel hedeflerin kaynağı Anayasa, kanunlar, yönetmelikler ve yetkili makamların hukuka uygun düzenlemeleri olmalıdır. Bir genelgede “millî duruş” gibi sınırları açıkça tanımlanmamış bir kavramın eğitim-öğretim süreçlerinin ana hedefi olarak belirlenmesi, uygulamada farklı yorumlara açık bir alan oluşturabilir.
Öğretmenin neyi, nasıl ve hangi amaçla yapacağı; kişisel veya idari yorumlara değil, açık, objektif ve öngörülebilir hukuk kurallarına dayanmalıdır.
“MİLLÎ DURUŞ”UN ÖLÇÜSÜNÜ KİM BELİRLEYECEK?
Genelgenin 1. maddesinde kullanılan “millî duruş” kavramına ilişkin olarak Millî Eğitim Bakanlığına açık sorularımız var:
Millî duruş nedir?
Bunun hukuki tanımı nedir?
Hangi davranış millî duruşa uygundur, hangisi değildir?
Bir öğretmenin hangi sözünün, hangi ders içeriğinin veya hangi etkinliğinin bu kavrama aykırı olduğuna kim karar verecektir?
Bir idarecinin “millî duruş” yorumuyla öğretmen hakkında işlem tesis etmesinin önüne geçecek objektif kriterler nelerdir?
Hukuk devletinde kamu görevlisinin yükümlülüğü, belirsiz ve yoruma açık kavramlarla belirlenmez. Önceden bilinebilir ve objektif kurallar ortaya koyulmalıdır. Aksi halde aynı davranış bir okulda “millî duruş” olarak değerlendirilirken, başka bir okulda “uygunsuz davranış” olarak yorumlanabilir.
ÖĞRETMENİN GÖREVİ SİYASİ VEYA İDEOLOJİK YORUM YAPMAK DEĞİLDİR
Öğretmen Anayasa ve kanunlara bağlı olarak görev yapan bir kamu görevlisidir. Öğretmenin temel görevi öğrencisine bilimsel bilgi kazandırmak, eğitim programlarını uygulamak, öğrencinin gelişimini desteklemek ve çocukları demokratik toplumun sorumlu bireyleri olarak yetiştirmektir.
Millî birlik ve beraberlik, vatan sevgisi ve anayasal vatandaşlık elbette eğitim sisteminin meşru konuları arasındadır.
Ancak bu değerlerin eğitimde işlenmesi ile belirli bir siyasi veya ideolojik yorumun eğitim çalışanlarına dayatılması birbirinden tamamen farklıdır. Biz birincisini savunuyoruz. İkincisine ise karşıyız.
Öğretmen siyasi veya ideolojik tercihlerin uygulayıcısı haline getirilemez. Eğitim sistemi farklı düşüncelere sahip insanların ortak değerler ve hukuk paydasında bir arada yaşayabilmesini sağlayacak bir anlayış üzerine kurulmalıdır.
“ANAYASAL VATANDAŞLIK” VE “EŞİTLİK” İLKELERİNİ DESTEKLİYORUZ
Genelgede öğrencilerin “anayasal vatandaşlık anlayışı ve eşitlik ilkesi temelinde” yetiştirilmesini öngören ifadeleri olumlu buluyoruz. Ancak bu ifadelerin gerçekten anlam kazanması için Bakanlığın öncelikle eğitim çalışanlarına karşı da eşitlik ve hukuki güvenlik ilkelerini eksiksiz uygulaması gerektiğini düşünüyoruz.
Anayasal vatandaşlık yalnızca öğrenciden devlete karşı beklenen bir sorumluluk değildir. Devletin de vatandaşa karşı hukuka bağlılık sorumluluğu vardır. Öğretmen de bu devletin vatandaşıdır.
Bu nedenle öğretmenin liyakat, eşitlik, adalet, hukuki güvenlik, ifade özgürlüğü ve sendikal hakları güvence altında olmadan öğrencilere anayasal vatandaşlık bilinci kazandırılmasından söz etmek eksik kalacaktır.
MİLLÎ BİRLİK TEK TİP DÜŞÜNCE DEMEK DEĞİLDİR
Türkiye’nin ihtiyacı olan millî birlik herkesin aynı düşünmesi değil, farklı düşüncelere sahip insanların ortak vatan ve ortak hukuk paydasında birleşebilmesidir. Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirmek istiyorsak öğrencilerimize yalnızca aynı düşünmeyi değil, düşünmeyi öğretmeliyiz.
Farklı görüşlere tahammül edebilen, eleştirebilen, sorgulayabilen, hukukun üstünlüğünü savunabilen, vatanını ve milletini seven ancak aynı zamanda özgür düşünebilen bireyler yetiştirmek eğitim sisteminin asli hedeflerinden biri olmalıdır. Bizim milliyetçilik anlayışımız da budur. Vatan sevgisi, sorgulamayı yasaklamak değil; özgür düşünceyi vatanın geleceği için kullanabilmektir.
KANUNUN AMACI İLE EĞİTİMDEKİ UYGULAMASI KARIŞTIRILMAMALIDIR
7595 sayılı Kanun’un amacı ile eğitim alanındaki uygulamasının birbirine karıştırılmaması gerektiğini özellikle vurguluyoruz. Bu kanunun eğitim alanında anılması elbette mümkündür. Ancak kanunun varlığı, Millî Eğitim Bakanlığına eğitim çalışanları ve öğrenciler üzerinde sınırsız bir yorum ve uygulama yetkisi vermez.
Kanun başka bir şeydir. Genelge başka bir şeydir. İdari yorum ise daha başka bir şeydir. Hiçbir genelge kanunun sınırlarını genişleterek yeni yükümlülükler oluşturmanın veya mevcut yükümlülükleri belirsizleştirmenin aracı hâline getirilemez.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞINA AÇIK ÇAĞRI
Millî Eğitim Bakanlığına soruyoruz:
“Millî duruş”un objektif ve hukuki ölçütleri nelerdir?
Bu kavram öğretmenler hakkında disiplin veya idari işlem tesisinde kullanılacak mıdır?
Kullanılacaksa bunun açık mevzuat dayanağı nedir?
Öğretmenin hangi davranışının bu kavrama aykırı olduğu hangi objektif kriterlerle belirlenecektir?
Bu soruların cevapları açıkça ortaya konulmadan eğitim çalışanlarının belirsiz kavramlarla değerlendirilmesini doğru bulmuyoruz.
Millî Eğitim Bakanlığını 2026/70 sayılı Genelgenin 1. maddesinin uygulanmasında belirsiz ve yoruma açık ifadelerden kaçınmaya, öğretmenlerin anayasal ve yasal haklarını korumaya ve eğitim politikalarını açık, objektif, öngörülebilir ve denetlenebilir hukuk kuralları çerçevesinde yürütmeye davet ediyoruz.
Hürriyetçi Eğitim Sen olarak öğretmenin, öğrencinin ve eğitim sisteminin hukuki güvencelerinin takipçisi olmaya devam edeceğiz.





