Mart ayı tarihimizdeki iki önemli olayın tesadüf ettiği aydır. Kaldı ki şanlı tarihimizin her anı ecdad mirasıyla doludur. 12 Mart İstiklal Marşı’mızın kabulü ve Çanakkale Deniz Zaferi’mizin yıl dönümünde bizlere bu cennet vatanı emanet eden şehit ve gazilerimize şükran ve minnetlerimi bir borç bilirim.
Tarihimizin çalkantılı dönemlerinden geçtiğimiz bu günlerde ata toprağımızın bizlere ne zor şartlarda emanet edildiğini bir kez daha hatırlamak, hatırlatmak bir Türk genci olarak en kutsal vazifemdir. Bu memleket bizlere altın tepside sunulmadı. Her santimetresi kanla sulanmış aziz vatanımız mandacı zihniyetlere, dahili ve harici düşmanlara karşı kazanılmış şanlı zaferlerle doludur.
O günleri Mustafa Kemal’in, Mehmet Akif’in, Halide Edip’in ağzından dinleyelim.
4-11 Eylül 19192’da Sivas Kongresi’nin toplandığı günlerde tıbbiye öğrencilerini temsilen bir öğrenci Mustafa Kemal’in odasına gelir ve şu ifadeleri kullanır:
‘Paşam, tıbbiyeliler beni buraya istiklal davamızı başarmak yolunda mesaiye katılmak üzere gönderdiler. Mandayı kabul edemem. Eğer kabul edecek olanlar varsa bunlar her kim olursa olsun reddederim, kınarım. Manda fikrini siz kabul etseniz dahi sizi de reddeder, Mustafa Kemal’i vatan kurtarıcısı değil, vatan batırıcısı olarak adlandırır ve lanetleriz(telin ederiz.)’
Bu sözlere duygulanan Mustafa Kemal’in cevabı şöyledir:
Arkadaşlar gençliğe bakın, Türk milli bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin. Evlat! Müsterih ol. Gençlikle iftihar ediyorum… Mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez. Ya İstiklal Ya Ölüm!
Mustafa Kemal’in meclis bütçesinden Sebilüreşat’a bastırarak Kurtulu Savaşı’nda cephelere gönderdiği Mehmet Akif’in konuşması. 19 Kasım 1920
Ey cemaatimüslimin sözlerime yurdumuzu işgale gelen Avrupalı’lardan başlamak istiyorum.
Avrupalıların ilimleri irfanları medeniyetteki sanayideki ilerlemeleri inkâr olunuz şey değildir. Ancak insaniyetlerini insanlara karşı olan muamelelerini kendilerinin maddiyattaki bu ilerlemeleri ile ölçmek kesinlikle doğru değildir. Heriflerin ilimlerini sanailerini almalı fakat asla inanmamalı asla kapılmamalıdır.
Bunların bütün insanlara bilhassa Müslümanlara karşı öyle kinleri öyle düşmanlıkları vardır ki hiçbir suretle yatıştırılma imkânı yoktur.
Biz Müslümanlar bin tarihinden çalışmayı bıraktık tembelliğe ahlaksızlığa düştük. Avrupalılar ise gözlerini açtılar alabildiğine ilerlediler. Denizlerin dibinde gemi yüzdürüyorlar. Havalarda ordular dolaştırıyorlar. Vatan müdafaası farzdır. O halde onların kuvvet namına neleri varsa hepsini elde etmek için çalışmak farzdır. O halde ne yapacağız aramıza sokulan fitnelerin fesatları particiliği daha bin türlü ayrılık sebeplerini çiğneyerek el ele baş başa vereceğiz. Birlikte çalışacağız. Yarım milyar Müslümanın birkaç milyon Avrupalı’ya esir olmasını sağlayan sebepler ancak cemiyetler şirketler tarafından meydana getirilebilir. Her şeyden evvel birlik topluluk yardımlaşma…
Ey Müslümanlar! Birbirinize girmeyiniz sonra kalplerinize miskinlik, korkaklık, acizlik, usanç çöker de devletimiz, şevketiniz, kuvvetiniz hepsi elinizden gider.
Avrupalı’lar tarafından türlü türlü şekiller isimlerle ekilen fitnelik fesat tohumları haberimiz bile olmadan filizlenmeye dallanıp budaklanmaya başladığında onlar yurdumuzun büyük parçasını elimizden alıverdiler. Bizi Asya’nın bir ufak parçasında bile yaşayamayacak hale getirdiler.
Allah rızası için aklımızı başımıza toplayalım.
Ey cemaati Müslüman! İşte bizden istedikleri ne filan vilayet ne filan sancaktır. Doğrudan doğruya başımızdır, boynumuzdur, hayatımızdır, varlığımızdır, devletimizdir, dinimizdir, imanımızdır.
Ah siz sömürgeciler elinden zavallı Asya’nın Afrika’nın neler çektiğini biliyor musunuz? Niçin bu bir çarelere insan muamelesi etmiyorsunuz? Diye soranlara maymunlar adam olur bunlar adam olmaz derler.
O zavallı dindaşlarımızın düştükleri felakete düşmemek için gözümüzü açmalıyız.
Mehmet Akif ömrünün son günlerinde Taksim’de bulunan Mısır Apartmanı’nda hasta yatağında yatarken kendisini ziyarete gelen ziyaretçilerden biri: ‘Acaba tekrardan yazılsa nasıl olur bu marş?’ Dediğinde Akif şu ifadeleri kullanmıştır:
‘O şiir milletin o günkü heyecanının bir kıymetli hatırasıdır. O şiir bir daha yazılamaz. Onu ben de yazamam. Onu yazmak için o günleri yaşamak lazım. Allah bir daha bu millete bir İstiklal Marşı yazdırmasın.’ Demiştir.
Akif İstiklal Marşı’nı ‘Safahat’ adlı kitabına almamıştır. Eşref Edip’e : ‘ İstiklal Marşı’nı milletime hediye ettim. O milletindir, benimle alakası kesilmiştir. Zaten o milletin öz malı ve eseridir. Ben yalnız gördüğümü yazdım.’ demiştir. Yine bir başka konuşmasında Büyük Taarruz için Hakkı Tarık Us Bey’e şunları söylemiştir: ‘ Ben yemin etmem. Fakat işte yemin ediyorum. Milli mücadelede onun yanında bulundum, yakından tanıdım. Vallahi azim, eğer Mustafa Kemal Paşa olmasaydı bu zafer kazanılmazdı.’ demiştir.
Akif Çanakkale şiirini cepheyi görmeden yazmıştır. Hicaz’da El Muazzam İstasyonu’nda Çanakkale Cephesi’nden gelen güzel haberler üzerine ‘Çanakkale Şehitleri’ şiirini yazmıştır.
Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kalabalık orduların yükleniyor dördü beşi,
…
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtmede yer;
O ne korkunç tipidir; Savrulur enkazı beşer…
…
Şehitlerin gövdesi, bir baksana, dağlar taşlar…
O, eğilme olmasa, dünyada eğilmez başlar,
Yaralanmış temiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilal uğruna ya Rab ne güneşler batıyor!
Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.
…
Sen ki son Haçlıların kırarak saldırısını,
Doğu’nun en sevgili, sultanı Selehaddin’i
Kılıç Arslan gibi ululuğuna ettin hayran,
Sen ki İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla birlikte gezer yıldızları adın;
Sen ki, yüzyıllara gömülsen taşacaksın…
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat…
Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber,
Sana kucağını açmış duruyor Peygamber.
Halide Edip Sultan Ahmet mitingi konuşması 6 Mayıs 1919 (Sultanahmet Mitingi 150-200 bin kişinin katıldığı kalabalık bir mitingtir. Mayıs ayından başlayıp Ocak ayına kadar 4 kez yapılmıştır.)
Kardeşlerim, evlatlarım! Ruhu göklerde olan 700 senelik şanlı tarihimiz bu minarelerden bugün Osmanlı tarihinin faciasını seyrediyor. Dünyaların öbür ucuna at süren namağlup erlerin evlatları önünde baş eğiyor ve yemin ediyorum: Ben Müslüman tarihinin bedbaht bir kızıyım. Bugün kolları kesilmiş Türk’ün kalbi eski cesaret ve yiğitliğini kaybetmemiştir.
Müslüman dünyasına sizin namınıza hitap ediyorum. Davamız şudur: Zaten elinden tutanları kalmayan ellerini bacaklarını kaybeden gazilerimiz şehitlerimiz namına davamızı ilan ediyorum. Bu davamız Türklerin hak ve istiklalidir.
Eğer ayda ve yıldızlarda da Türk ile Müslüman bulunduğunu söyleseler oralara da istila orduları gönderirlerdi. Nihayet hilali parçalamak için ellerine fırsat geçmiştir.
Hükümetler düşmanımız milletler dostumuz ve kalbimizdeki haklı isyan kuvvetimizdir. Bütün milletlerin haklarını kazanacağı gün çok uzak değildir.
700 senenin tarihini ağlayan minareler altında yemin ediniz.
Bayrağımıza ecdadımızın namusuna hıyanet etmeyeceğiz.
Çanakkale- Kurtuluş Savaşı-Yeni Vatan-Yeni Devlet. Kurucu liderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, şehit ve gazilerimizi mübarek Ramazan ayında saygı minnet ve rahmetle anıyorum. Bizlere bıraktıkları bu vatan samimi vatan evlatlarının omuzlarında yükselecektir. Birlik ve beraberliğimiz daim olsun. Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek yaşasın.