Eğitim çalışanlarının sendikal mücadelede karşılaştığı zorluklar ve bu mücadelede sergilenen fedakârlıklar, duyarsızlık karşısında devam ettirilen azim ve kararlılıkla yakından ilişkilidir. Haksızlıkla mücadele etmek, kendimize yapılmamış olsa bile, yüreğin sesiyle hareket etmenin bir sonucudur. Bu his, toplumsal bir sorumluluk ve insanlık borcudur. Ancak etrafımıza baktığımızda, pek çok insanın başkalarının yaşadığı zorluklara, haksızlıklara, haksız yere ezilenlere duyarsız kaldığını görürüz. Öyle ki, kimi zaman, yaptığımız mücadele “Acaba bu insanlar için mi?” diye düşündürebilir bizi. Bunca emek, zaman, uğraş… Tüm bunlar bir an duraksayıp sorgulamamıza neden olabilir.
Belki bu duyarsızlık atmosferi zaman zaman bizi mücadeleden soğutsa da hak, adalet ve insanlık değerlerinden taviz vermemeyi ilke edinmiş bir yürek bu yolu bırakmaz. Mücadele, sonuçta sadece başkaları için değildir; aynı zamanda kendi vicdanımızı huzurda tutmak, iç sesimizi susturmamak içindir. Yürek, doğrunun yanında durmayı seçtiğinde, insanın içinde inanılmaz bir mutluluk oluşur. Bu, insan olmanın gereğidir.
Duyarsızlıkla örülmüş bir toplumda bile adalete, eşitliğe, dayanışmaya inanan ve bunu savunan insanlar çoğunluğa göre her zaman azınlık olmuştur. Fakat toplumun gidişatını belirleyen de çoğu zaman bu azınlıktır. Bu yüzden, haksızlığa göz yummak istemeyen her yürek bir umudu ayakta tutar. Etraf ne kadar sessiz, ne kadar kayıtsız olursa olsun, o sesi yükseltmek önemlidir; çünkü belki de birileri o ses sayesinde kendine gelecek, silkinip adım atacaktır.
Mücadelemiz, duyarsızlar için değil, hak huzur ve insanca yaşamak içindir. Toplumun duyarsızlığı bizi caydırmasın; mücadelemiz insanlığa, geleceğe olan borcumuzdur. Duyarsızlığın karşısında bile yüreğiyle duran insanlar, bu dünya için her zaman umut olurlar.
Unutmamalıyız ki, dünya tarihindeki büyük değişimler, duyarsızlık duvarlarını yıkan cesur yürekler sayesinde gerçekleşmiştir. Bizler de, bu zincirin bir halkası olarak, haklı mücadelemizle geleceğe ışık tutabiliriz. Sessiz çoğunluğun kayıtsızlığına inat, yüreğiyle hareket eden, adaletin savunucusu olan her birey, insanlık için büyük bir umudu temsil eder. Bu umut, bizim insanlığa ve geleceğe olan borcumuzdur. Mücadele etmekten vazgeçmeyelim; çünkü insanlık, bu cesur yüreklerin omuzlarında yükselecektir.
Eğitim çalışanlarının sendikal mücadelesinde en büyük engel ne yazık ki bazı sendika yöneticilerinin sergilediği tutumlardır. Ballı maaşlarla sendika yönetiminde oturan, ancak üyelerinin haklarını savunmak yerine, siyasi partilerin buyruğunda hareket eden sendikacılar, bu mücadeleyi zayıflatan unsurların başında gelir. Bu tür sendikacılar için asıl amaç, üyelerin taleplerini karşılamak değil, koltuklarını korumak ve bağlı oldukları siyasi yapıya hizmet etmektir.
Sendikal mücadeledeki bu tutum, eğitim çalışanlarının sendikalara olan güvenini sarsmakta ve dayanışma ruhunu zedelemektedir. “Dostlar alışverişte görsün” anlayışıyla yapılan göstermelik eylemler, üyelerin gözünde sendikacılığı itibarsızlaştırmakta ve sendikal mücadelenin özünü çürütmektedir. Bu tür sendika yöneticileri, mücadele etmeyen, sadece süslü sözlerle üyelerinin gözünü boyamaya çalışan bir tavır sergiler. Halbuki sendikacılık, fedakârlık, cesaret ve üyelerin haklarını savunma kararlılığı gerektirir.
Bu noktada eğitim çalışanlarının mensubu olduğu sendikaya şu soruları sorması gerekir:
– Sendikam gerçekten haklarımı savunma için mi çalışıyor?
– Yöneticiler, üyelerden mi yoksa başka bir güçten mi talimat alıyor?
– Gerçek sorunlar masaya yatırılıyor mu, yoksa sadece göstermelik işler mi yapılıyor?
Eğitim çalışanları, sendikaların bu yapısını sorgulamalı ve hak mücadelelerini samimiyetle yürüten sendikalar etrafında birleşmelidir. Sendikal mücadelenin asli görevi, hiçbir siyasi yapıya boyun eğmeden, üyelerinin özlük haklarını ve onurunu korumaktır. Eğer sendika yöneticileri, üyelerinin değil siyasi çıkarların hizmetinde çalışıyorsa, o sendika varlık amacını yitirmiş demektir.
Bu tür sendikacıların tavırları duyarsızlık kadar tehlikelidir. Çünkü hak arayışı için bir araya gelen insanları, umutsuzluğa ve güvensizliğe sürükler. Eğitim çalışanlarının güçlü bir dayanışma oluşturması için, önce bu tür anlayışlardan kurtulmak şarttır. Mücadele, koltuk değil hak için yapılmalıdır; sendikacılık, toplumsal sorumluluk bilinciyle yürütülen bir görev olmalıdır.
Eğitim çalışanları için bir rehber olacak sendikal mücadele, ancak bu değerler üzerine inşa edildiğinde ve üyelerden talimat aldığında başarıya ulaşabilir.