Milli Eğitim Bakanlığı’nın son yıllarda eğitim sisteminde yaptığı düzenlemeler, ne yazık ki eğitimde niteliği artırmaktan çok öğretmenlerin ve okul yöneticilerinin iş yükünü artıran bürokratik dayatmalar olarak karşımıza çıkmaktadır. Son olarak ortaokul ve liselerde karneyle birlikte zorunlu hâle getirilen “gelişim raporları” uygulaması, bu yanlış anlayışın yeni bir halkasıdır.
Dönem sonları, eğitimciler için zaten son derece yoğun geçmektedir. Not girişleri, ölçme-değerlendirme işlemleri, kurul ve komisyon çalışmaları, e-Okul işlemleri derken öğretmenler asli görevleri olan eğitime odaklanmakta zorlanmaktadır. Buna rağmen pedagojik temeli tartışmalı, içeriği standartlaştırılmış ve geri bildirimi olmayan gelişim raporlarının öğretmenlere zorunlu tutulması, öğretmen emeğinin açıkça yok sayılması anlamına gelmektedir. Bu nedenle eğitim sendikalarının, üyeleri olan eğitim emekçilerine bu raporları doldurmama çağrısı yapması meşru ve haklı bir tepkidir.
Sorun yalnızca ortaokul ve liselerle de sınırlı değildir. Şu an sadece okul öncesi, ilkokul 1. ve 2. sınıflarda verilen gelişim raporları, uygulamanın ne denli gerçeklikten kopuk olduğunun en somut örneğidir. Öğrencinin durumuna göre 4 ila 15 sayfa arasında değişen bu raporlar, orta büyüklükte bir ilkokulda 300–500 öğrenci için binlerce sayfalık çıktı anlamına gelmektedir. Bu durum hem ciddi bir zaman kaybı hem de açık bir kamu kaynakları israfıdır.
Üstelik bu raporların öğrenciye ya da veliye somut bir katkı sunduğuna dair ortada tek bir bilimsel veri bulunmamaktadır. Velilerin önemli bir kısmı bu raporları ya hiç okumamakta ya da okusa bile kullanılan dil ve içerik nedeniyle çocuğu hakkında anlamlı bir çıkarım yapamamaktadır. Bu gerekçelerle sendikamız Hürriyetçi Eğitim Sen öncülüğünde diğer eğitim sendikalarının da söz konusu uygulamanın kaldırılması yönünde Milli Eğitim Bakanlığı’na ilettiği tavsiye kararlarının görmezden gelinmesi, Bakanlığın sahadan ve eğitim emekçilerinin gerçeklerinden ne kadar kopuk olduğunun göstergesidir.
Bakanlık, eleştirileri dikkate almak yerine e-Okul sisteminde yaptığı yeni bir güncellemeyle sorunu daha da derinleştirmiştir. “Karne ön yüzü” benzeri bir gelişim raporu kapağı yayımlanmış; bu kapağın önce renkli çıktı alınması, ardından okul adı ve öğrenci ismi için tekrar yazıcıdan geçirilmesi istenmiştir. Okul öncesi şubeleri de bulunan orta ölçekli bir ilkokulda bu, yüzlerce öğrenci için iki aşamalı baskı süreci demektir. Dönem sonu yoğunluğunda ağırlaşan ve kilitlenen e-Okul sistemi düşünüldüğünde, bu işlemlerin hem öğretmenler hem de okul idarecileri için açık bir angaryaya dönüştüğü ortadadır.
Tüm bu tabloya ek olarak kamuoyunun sorması gereken bir başka önemli soru daha vardır. Daha önce kullanılan karnelerin ön yüzünde yer alan Atatürk resmi ve Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi, yeni geliştirilen “gelişim raporu” kapağında neden yoktur? Cumhuriyetin kurucu değerlerini ve Atatürk’ün eğitime verdiği önemi simgeleyen bu unsurlar, bilinçli bir tercihle mi dışarıda bırakılmıştır? Özellikle son yıllarda ortaya konan uygulamalarla milli olmaktan zaten oldukça uzaklaşmış olan eğitim politikalarında yapılan her değişikliğin, bu ülkenin temel değerleriyle uyumlu olması, Atatürk’ün ve O’ nun mirasının yok sayılması yerine Atatürk’ün akıl ve bilim çerçevesinde ortaya koyduğu mirasına sahip çıkılması gerektiği unutulmamalıdır.
Hürriyetçi Eğitim Sendikası’nın ve eğitim emekçilerinin itirazı nettir: Eğitim, masa başında üretilen formlarla değil; öğretmenin emeğine saygıyla, mesleki özerklikle ve nitelikli içerikle gelişir. Kısacası eğitim şekilden değil özden beslenir; öğretmenlerin bürokratik yükünü hafifleterek ilerler.
Milli Eğitim Bakanlığı, öğretmenleri evrak memuru gibi gören bu anlayıştan bir an önce vazgeçmeli; eğitimcilerin sesine kulak vermelidir. Aksi hâlde “gelişim raporu” uygulaması, eğitim sistemine katkı sunan bir kazanım olmak yerine, öğretmenlerin emeğine karşı kurumsallaşmış bir angarya olmaktan öte geçmeyecektir.





